Küresel ısınma

Atmosfere salınan gazların neden olduğu düşünülen sera etkisinin sonucunda, Dünya üzerinde yıl boyunca kara, deniz ve havada ölçülen ortalama sıcaklıklarda görülen artışa verilen isimdir.

Sera Etkisi

Güneşten gelen dalgalı radyasyonun bir kısmı doğrudan atmosfer tarafından uzaya verilirken, bir kısmı da yeryüzü tarafından emilir. Isınan yeryüzünden salınan uzun dalgalı radyasyonun önemli bir bölümü tekrar atmosfer tarafından emilir. Atmosferdeki gazların kısa dalgalı güneş ışınlarına karşı çok geçirgen, yeryüzünden verilen uzun dalgalı radyasyona karşı ise, biriken sera gazları nedeniyle daha az geçirgen olması sonucunda, yere yakın kısımların beklenenden daha fazla ısınması olayına atmosferin sera etkisi denilmektedir.

İklim Değişikliği

İklim değişikliği ise, karşılaştırabilir zaman dilimlerinde gözlenen doğal iklim değişikliğine ek olarak doğrudan veya dolaylı olarak küresel atmosferin bileşimini bozan insan faaliyetleri sonucu iklimde oluşan değişiklik olarak tanımlanır. Genel yaklaşımla iklim değişikliği, nedeni ne olursa olsun iklim koşullarındaki büyük ölçekli ve önemli yerel etkileri bulunan, uzun süreli ve yavaş gelişen değişikliklerdir.

Küresel Isınma ve İklim Değişikliği

Çoğu zaman küresel ısınma ile iklim değişikliği kavramları aynı anlamda kullanılmaktadır; ancak iki kavram arasında fark vardır. Küresel ısınma, dünyanın ortalama sıcaklık değerlerindeki iklim değişikliğine yol açabilecek artışı ifade eder. İklim değişikliği ise belirli bölgedeki mevsimlik sıcaklık, yağış ve nem değerlerindeki değişimleri ifade etmektedir.
 

Küresel Isınmanın Nedenleri

1.Doğal Nedenler

 
Güneşin Etkisi: ESA bilim adamlarından Paal Brekke; iklim bilimcilerinin uzun süredir Güneş beneklerinin 11 yıllık döngüsel hareketini ve Güneş'in yüzyıllık süreçler içinde parlaklık değişimini incelediklerini belirtmiştir. Bunun sonucunda Güneş'in manyetik alanı ve protonlar ile elektronlar biçiminde ortaya çıkan güneş rüzgârının, Güneş sisteminde kozmik ışımalara karşı bir kalkan görevinde olduğu açıklanmaktadır. Güneş'in değişken aktivitesiyle zayıflayabilen bu kalkan, kozmik ışımaları geçirmektedir. Kozmik ışımaların fazla olması bulutlanmayı arttırmakta, Güneş'ten gelen radyasyon oranını değiştirerek küresel sıcaklık artışına neden olmaktadır.
 
Dünya'nın Presizyon Hareketi: 1930 yılında Sırp bilim adamı Milutin MİLANKOVİÇ Dünya'nın Güneş çevresindeki yörüngesinin her 95 bin yılda biraz daha basıklaştığını göstermiştir. Bunun dışında her 41bin yılda Dünya'nın ekseninde doğrusal bir kayma ve her 23bin yılda dairesel bir sapma bulunduğunu belirtmiştir. Günümüz bilim adamlarının birçoğu Dünya'nın bu hareketlerinden dolayı zaman zaman soğuk dönemler yaşadığını ve bu soğuk dönemler içindeyse yüz bin yıllık periyotlarda on bin yıl süreyle sıcak dönemler geçirdiğini bildirmektedir. Bu da Dünya'nın doğal ısınmasının bir nedenini oluşturmaktadır.
 
El Nino'nun Etkisi: "Güney salınımı sıcak olayı" olarak tanımlanabilecek El Niño hareketi, 1990-1998 yıllarında tropikal doğu Pasifik Okyanusu'nda deniz yüzeyi sıcaklıklarının normalden 2-5º daha yüksek olmasına neden olmuştur. Özellikle 1997 ve 1998 yıllarındaki rekor düzeyde yüzey sıcaklıklarının oluşmasında, 1997-1998 kuvvetli El Niño olaylarının etkisinin önemli olduğu kabul edilmektedir. 1998'deki çok kuvvetli El Niño bu yılın küresel rekor ısınmasına katkıda bulunan ana etmen olarak değerlendirilebilir.
 
El Nino Nedir ve Nasıl Ortaya Çıkar?

Zaman zaman ve özellikle de yılbaşı yaklaşırken Peru kıyılarında ortaya çıkan sıcak su akımına bu adı, Katolik olan Perulu balıkçılar vermişler. O tarihlerde sadece Güney Amerika’nın batı kıyılarında tesirli olduğu tahmin edilirken, gelişen ölçüm teknikleriyle, günümüzde Pasifik Okyanusunun bütün tropik bölgelerine yayıldığı ve tesirlerinin dünya genelinde görüldüğü biliniyor. El Nino’nun hazırlanışı esnasında, Alize rüzgârlarının esmesi tamamen kesilir. Bir zamanlar denizcilerin mukaddes kabul ettiği Alizeler, Doğu Pasifik’ten Avustralya ve Endonezya yönünde esen düzenli rüzgârlardır. Böylece Pasifik’in batısındaki çok sıcak sular yavaş yavaş Amerika kıyılarına doğru hareketlenir ve beraberinde de kilometrelerce alana yayılan yağmur yüklü bulutları taşırlar.

Bilim adamlarının El Nino hareketini başlatan ilk sebep olarak üstünde yoğunlaştıkları saha Pasifik Okyanusu’dur. Odyssee adlı bir milletler arası araştırma grubu, El Nino fenomeni ile Pasifik Okyanusu sularının tuzluluk derecesi arasındaki bağlantıyı araştırmıştır. Yapılan çalışmalar, Pasifik Okyanusu’nun sıcak sularının doğuya doğru hareketlenmesinde tuzun çok belirleyici bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Tuzun, El Nino’nun oluşmasında oynadığı bir başka rol ise izolasyon görevidir. Tuzlu su, Pasifik Okyanusunun derinliklerindeki soğuk suyla, yüzeyinde oluşan sıcak su arasında sağlam bir tabaka meydana getirdiği için, yüzeydeki suyun soğumasını Öner. Böylece okyanusun yüzeyindeki suyun iklim değişikliklerinden dolaysız olarak etkilenmesini kolaylaştırır,

Ancak, tuzluluk miktarının oynadığı güçlü rolün yanında, Batı Pasifik’teki sıcak su ve Doğu Pasifik’teki soğuk su alanları ile meşhur Alize rüzgârlarının da El Nino’nun doğuşunda büyük rolü vardır. Dönenceler üzerinde oluşan yüksek hava basıncı ve ekvator üzerinde oluşan alçak hava basıncının müşterek tesiriyle, önemli bir hava kitlesi ekvatora doğru yönelir. Ancak, Dünya’nın kendi etrafındaki hareketi sebebiyle bu hava kütlesinin yönü değişir. İşte bu yön değiştirme neticesinde de Alize rüzgârları ortaya çıkar. Alize rüzgârları okyanus sularını batıya doğru hareketlendirir. Böylece de alt ekvator su akımı doğar ki, bu su akıntısı Peru açıklarından Pasifik Okyanusunun batısına doğru bir yol takip eder. Dünyanın kendi çevresindeki hareketi, bu akıntının yönünü ekvator çizgisinin altına ve üstüne doğru kaydırır. Bu şekilde Pasifik Okyanusunun doğusunda, derinlerdeki soğuk su yüzeye çıkar ve bu yeni soğuk su akıntısı, doğuya doğru uzaklaştıkça, tropikal bölgedeki güneşin tesiriyle ısınmaya başlar. Pasifik çukurunun batısında toplanan bu ısınmış dev su kütlesinin sıcaklığı yıl boyunca ortalama 28°C’yi, yüzeydeki kalınlığı ise 100 metreyi bulur. İklim bilimciler bu bölgeyi ‘yeryüzünün sıcak su deposu” olarak adlandırıyor ve iklim düzenlenmesi için yerleştirilmiş mükemmel bir sigorta olarak görüyorlar. Pasifik çukurunun doğusu batıya nazaran soğuktur. Isı ortalama 24°C’de seyreder ve ekvatora doğru biraz daha ısınmakla beraber. 26°C’yi geçmez.
 

El-Nino ve Türkiye

Devasa bir alanı kaplayan normalden sıcak sular (aşağıda), o alanın yakınındaki yerlerin havasını doğrudan ve bariz biçimde, daha uzak yerleri de dolaylı olarak etkiliyor. Suların ısınmasıyla El Nino'nun kutuplardaki bazı buzulları erittiği, eriyen parçaların kutup rüzgârının da etkisiyle dünyanın diğer bölgelerinde sel ve benzeri felaketlere yol açabileceği öngörüldü. Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü yetkilileri ise El Nino’nun Türkiye’ye etkisi hakkında şu açıklamada bulundular: “Yüzey suyu sıcaklıklarındaki değişimin normaline göre pozitif olduğu yani nispeten daha sıcak olduğu dönemler El Nino yıllarıdır. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) tarafından yapılan açıklamaya göre; 2015 yılı Eylül, Ekim, Kasım aylarını kapsayan Sonbahar mevsiminin Güney Yarıküre’de yaşanan El-Nino olayının şimdiye kadar gerçekleşenler arasında en şiddetlisi olabileceği öngörülmektedir. El Nino’nun Ekim 2015 ile Ocak 2016 arasında gücünün en yüksek seviyesine çıkması bekleniyor. Türkiye’nin de içerisinde bulunduğu Akdeniz ülkelerinde fırtına, hortum ve sel gibi ekstrem olaylarla birlikte ‘ılık’ bir kış mevsiminin yaşanacağı tahmin ediliyor.”
 

2.Yapay Nedenler

 
Fosil Yakıtlar: Kömür, petrol ve doğalgaz dünyanın bugünkü enerji ihtiyacının yaklaşık u'lik bölümünü sağlamaktadır. Yapılarında karbon ve hidrojen elementlerini bulunduran bu fosil yakıtlar, uzun süreçler içerisinde oluşmakta fakat çok çabuk tüketilmektedir. Dünyanın belirli bölgelerinde toplanmış bu yakıtların günümüz teknolojisiyle ¾'ünün yarısının çıkarılması imkânsız; diğer yarısının ise çıkarılması teknik olarak çok pahalıdır. Bu da fosil yakıtları yenilenemeyen ve sınırlı yakıtlar sınıfına sokmaktadır.
 
Sera gazları: Güneş'ten gelen ışınların bir bölümü ozon tabakası ve atmosferdeki gazlar tarafından soğurulur. Bir kısmı litosferden, bir kısmı ise bulutlardan geriye yansır. Yeryüzüne ulaşan ışınlar geriye dönerken atmosferdeki su buharı ve diğer gazlar tarafından tutularak Dünya'yı ısıtmakta olduğundan yüzey ve troposfer, olması gerekenden daha sıcak olur. Bu olay, Güneş ışınlarıyla ısınan ama içindeki ısıyı dışarıya bırakmayan seraları andırır; bu nedenle de doğal sera etkisi olarak adlandırılır  
Sera Etkisinin Önemi: Sera etkisi doğal olarak oluşmakta ve iklim üzerinde önemli rol oynamaktadır. Endüstri devrimi ile birlikte, özellikle 2. Dünya Savaşı'ndan sonra, insan aktivitesi sera gazlarının miktarını her geçen yıl arttırarak yüksek oranlara ulaştırmıştır.
Bu etkinin yokluğunda Dünya'nın ortalama sıcaklığının -18ºC olacağı belirtilmektedir. Ancak yaşamsal etkisi olan sera gazlarının miktarının normalin üzerine çıkması ve bu artışın sürmesi de Dünya'nın iklimsel dengelerinin bozulmasına neden olmaktadır.
Bu doğal etkiyi arttıran karbondioksit, metan, su buharı, azotoksit ve kloroflorokarbonlar sera gazları olarak adlandırılmaktadır. Ozon tabakasının incelmesi de başka bir etkendir.

 
Küresel Isınmanın Sonuçları

Dünya iklim sisteminde değişikliklere neden olan küresel ısınmanın etkileri en yüksek zirvelerden, okyanus derinliklerine, ekvatordan kutuplara kadar dünyanın her yerinde hissediliyor.
Kutuplardaki buzullar eriyor, deniz suyu seviyesi yükseliyor ve kıyı kesimlerde toprak kayıpları artıyor. Örneğin 1960’ların sonlarından bu yana Kuzey Yarıkürede kar örtüsünde yüzde 10’luk bir azalma oldu. 20’inci yüzyıl boyunca deniz seviyelerinde de 10-25 cm arasında bir artış olduğu saptandı.

Küresel ısınmaya bağlı olarak dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınların şiddeti ve sıklığı artarken bazı bölgelerde uzun süreli, şiddetli kuraklıklar ve çölleşme etkili oluyor.
Kışın sıcaklıklar artıyor, ilkbahar erken geliyor, sonbahar gecikiyor, hayvanların göç dönemleri değişiyor. Yani iklimler değişiyor. İşte bu değişikliklere dayanamayan bitki ve hayvan türleri de ya azalıyor ya da tamamen yok oluyor.
Küresel ısınma insan sağlığını da doğrudan etkiliyor. Bilim adamları, iklim değişikliklerinin kalp, solunum yolu, bulaşıcı, alerjik ve bazı diğer hastalıkları tetikleyebileceği görüşünde.
Küresel düzeyde artan sıcaklık etkisiyle oluşan ısınma, birbirleriyle ilişkili diğer iklim elemanlarında değişimlere neden olmaktadır. Sıcaklık artışıyla oluşan küresel ısınma;
  • Kuraklık,
  • Hidrolojik döngünün değişmesi,
  • Su kaynaklarının hacminde ve kalitesinde azalma,
  • Temiz su kaynaklarının denize karışması ve su sorunu,
  • Deniz seviyesinin yükselmesi, kar ve buzulların erimesi,
  • Aşırı buharlaşma, meteorolojik felaketlerde artış, yağış miktarı ve rejiminde değişiklikler,
  • Yangınlar gibi sorunların da kaynağını oluşturmaktadır.
 
 Küresel ısınmanın fiziksel etkileri yanında ekonomik, sosyolojik, psikolojik etkileri vardır.
  • Tarım ve orman ürünlerinde azalış,
  • Su kaynaklarının azalmasıyla enerji darboğazının yaşanması,
  • Turizm ve rekreasyon olanaklarının sınırlanması ile pek çok sektörün olumsuz etkilenmesi,
  • Sahil kenarlarındaki yerleşim alanlarının risk altında olması,
  • Göçlerin artarak sosyal ve ekonomik zorluklara neden olması,
  • İnsan sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle sağlık maliyetlerinin artması,
  • Az gelişmiş ülkelerin sorunlarla başa çıkacak kaynaklara sahip olmaması nedeniyle krizlerin yaşanması iklim değişikliğinin sosyo-ekonomik ve politik önemini ortaya koymaktadır.

Konu ile ilgili Birleşmiş Milletler raporu Şubat 2007’de Fransa'nın başkenti Paris'te açıklanmıştır. Raporda küresel sıcaklık artışının olası etkileri aşağıdaki biçimde özetlenmektedir.
  •  +2 derece: Su sıkıntısı başlayacak
  • Kuzey Amerika'da kum fırtınaları tarımı yok edecek. Deniz seviyeleri yükselecek. Peru'da 10 milyon kişi su sıkıntısı çekecek. Mercan kayalıkları yok olacak. Gezegendeki canlı türlerinin yüzde 30'u yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacak.
  • + 5 derece: Denizler 5 m. yükselecek
  • Deniz seviyesi ortalaması 70 metre olacak. Dünya'nın yiyecek stokları tükenecek.
  • + 6 derece: Göçler başlayacak. Yüz milyonlarca insan uygun iklim koşullarında yaşamak umuduyla göç yollarına düşecek.
  

Türkiye’ye Etkileri

Türkiye karmaşık iklim yapısı içinde, özellikle küresel ısınmaya bağlı olarak, görülebilecek bir iklim değişikliğinden en fazla etkilenecek ülkelerden birisidir. Doğal olarak üç tarafından denizlerle çevrili olması, arızalı bir topografyaya sahip bulunması ve orografik özellikleri nedeniyle, Türkiye’nin farklı bölgeleri iklim değişikliğinden farklı biçimde ve değişik boyutlarda etkilenecektir. Örneğin, sıcaklık artışından daha çok çölleşme tehdidi altında bulunan Güney Doğu ve İç Anadolu gibi, kurak ve yarı kurak bölgelerle, yeterli suya sahip olmayan yarı nemli Ege ve Akdeniz bölgeleri daha fazla etkilenmiş olacaktır.

Kurak ve yarı kurak alanlarındaki su kaynakları özellikle kentlerdeki su kaynaklarının durumu, sorunlara yenilerini ekleyecek ve içme amaçlı su ihtiyacı daha da artacaktır. Türkiye’de, uzun yıllar yağış ortalaması 631 mm iken, yağış miktarı, 1999 yılında %15 oranında, 2000 yılında ise %7 oranında azalmıştır. Ortalama yağışın azalması yanında, yağış rejimindeki sapma da dikkat edilmesi gereken bir olaydır. Yağış miktarında meydana gelen bu azalışlar ve yağış rejimindeki sapmalar, tarımsal üretimi olumsuz yönde etkilemektedir. Ayrıca, kuraklığa neden olan şartların devam etmesi hâlinde, gelecek yıllarda suyla ilgili daha büyük sıkıntılar meydana gelebilecektir.

Tarım alanlarının korunması pek çok ülkede, ulusal güvenlik kaygılarından biri hâline gelmiştir. Tarım alanlarının kötü kullanımı, su yönetim eksiklerine bağlı su baskınları, tuzlanma, çoraklaşma, aşırı pestisit (tarım ilacı) ve gübre kullanımına bağlı kirlenme bunların başında gelmektedir. Suyun tarımdaki vazgeçilmez önemi nedeniyle, temiz su sıkıntısı pek çok bölgede, tarımsal üretimin karşısındaki en büyük kaynak kısıtlaması hâline gelmiştir. Nitekim ülkemizin bazı önemli hububat üretim merkezlerinde, ürün kayıplarının % 40- 50 oranına ulaştığı gözlenmektedir.

Türkiye’nin özellikle çölleşme tehlikesi bulunan İç Anadolu, Güney Doğu Anadolu, Ege ve Akdeniz Bölgeleri gibi yarı kurak ve yarı nemli bölgelerinde tarım, ormancılık ve su kaynakları açısından olumsuz etkilere yol açabileceği uyarıları yapılmaktadır. Araştırmacılara göre, iklim kuşakları yer kürenin jeolojik geçmişinde olduğu gibi, ekvatordan kutuplara doğru yüzlerce kilometre kayabilecek, bunun sonucunda Türkiye, bugün Orta Doğu ve Kuzey Afrika’da hâkim olan sıcak ve kurak iklim kuşağının etkisine girebilecektir.
                                  

Yeni Fırsatlar Ve Ülkelerin Yaklaşımı

Küresel ısınma “sayesinde” erimeye başlayan buzullar bu güne kadar geçilmez sanılan deniz yollarını ve kara parçalarını ulaşıma ve erişime açmaktadır.

Madenler ve petrol:

Öncelikle Kanada ve Rusya, bir ölçüde de ABD ve Danimarka şimdiye kadar -50°’ye varan aşırı soğuklar nedeniyle kullanamadıkları birkaç milyon kilometre karelik alanı kullanıma açıyorlar. Altın, gümüş, petrol, doğal gaz, kurşun, elmas, çinko kaynayan bu bölgenin yeraltı zenginlikleri Kuzey Kutbu’na kıyısı olan ülkeler için son derecede önemli bir gelir kaynağı olacak. Birçok maden için Dünya rezervlerinin üçte birinin bu bölgede bulunduğunu söyleyebiliriz. Meselâ Rusya’nın Sibirya’daki kömür, petrol ve doğal gaz yatakları enerji karşılığı olarak Dünya rezervlerinin %30’unu teşkil ediyor.
 

Kısalan ticaret yolları:

Eriyen buzlar sayesinde Batı Avrupa, Doğu Asya ve Kuzey Amerika limanları yaklaşık 5000 ile 15.000 km kadar birbirlerine yaklaşacaktır. 3.000-4.000 konteyner taşıyabilen bir yük gemisinin günlük maliyetinin 10 bin dolar olduğunu dikkate alınırsa bu çok önemli bir kazançtır.
 

Kyoto Protokolü

Küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda mücadeleyi sağlamaya yönelik uluslararası tek çerçeve olan protokol; Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi içinde imzalanmıştır. Ana hedefi fosil yakıtları azaltarak dünyadaki ısınmayı durdurmak olan ön antlaşmadır. Bu protokolü imzalayan ülkeler, karbon dioksit ve sera etkisine neden olan diğer beş gazın salınımı azaltmaya veya bunu yapamıyorlarsa karbon ticareti yoluyla haklarını arttırmaya söz vermişlerdir. Protokol, ülkelerin atmosfere saldıkları karbon miktarını 1990 yılındaki düzeylere düşürmelerini gerekli kılmaktadır. 1997'de imzalanan protokol, 2005'te yürürlüğe girebilmiştir. Çünkü protokolün yürürlüğe girebilmesi için, onaylayan ülkelerin 1990'daki emisyonlarının (atmosfere saldıkları karbon miktarının) yeryüzündeki toplam emisyonun %55'ini bulması gerekmekteydi ve bu orana ancak 8 yılın sonunda Rusya'nın katılımıyla ulaşılabilmiştir.
 

Kyoto Protokolü ve Türkiye

2004 yılında BMİDÇS'ye taraf olan ancak uzun süre Kyoto Protokolü'nü imzalamayan Türkiye 30 Mayıs 2008'de Protokolü imzalayacağını resmen açıklamıştır. Başlangıçta tüm OECD ülkeleri gibi hem Ek 1 hem de Ek 2'de yer alan Türkiye, kendi başvurusu üzerine 2001'de Fas'ta yapılan toplantı da geçiş ülkesi sayılarak Ek 2'den çıkarılmıştır.

Zamanın Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu, Dışişleri Bakanlığı’na, “Kyoto Protokolü’ne taraf olmayı kabul ve TBMM tarafından onaylanmasının uygun olduğuna” ilişkin yazı gönderdiğini açıklamıştır. 5 Haziran 2008 tarihinde Protokolün imzalanmasına ilişkin tasarı meclise sunulmuştur. Türkiye'nin, Kyoto Protokolüne katılmasının uygun bulunduğuna ilişkin kanun tasarısı 05.02.2009 tarihinde, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaşmıştır.

Türkiye'nin kişi başı sera gazı salınımı 5,9 tondur. Bu oran OECD ortalamasının 1/3'ü, Avrupa Birliği ortalamasının 1/2'si kadardır. Türkiye'nin küresel ısınmaya katkısı son 150 yılda %0,04 oranındadır. 1990 yılında 187 milyon ton sera gazı salınımı, 2009 yılında 370 milyon tona çıkmıştır. Günümüzde enerjisinin %20'sini yenilenebilir enerjiden elde eden Türkiye 2023'te bu oranı %30'a çıkartmayı hedeflemektedir.

Türkiye 2010-2020 yıllarını kapsayacak Ulusal İklim Değişikliği Strateji Belgesini kabul etmiştir. Bu belgeye dayalı eylem planı 2011 yılında tamamlanmıştır.